Haşimoto Hastalığı Nedir?
Bizden Kareler Yaşam

Hashimoto ve Ben (Bölüm 1)

Sağlıklı beslenme yolculuğum neden ve nasıl başladı uzun zamandır paylaşmak istediğim bir konuydu. Kendimi bildim bileli ağzımın tadını iyi bilen ve boğazıma düşkün biriyimdir. Güzel ve lezzetli yemek yemeyi hep çok sevdim. Fazla değil şundan 4 yıl öncesine kadar artizan bir burger için toplamda 400 km’den fazla yol yaptığımı bilirim. Trüflüydü mmmm… Hala da tadı damağımda. Kısaca ben mecbur kalmasam sağlıklı beslenmeyi pek yaşam tarzı yapacak gibi değildim.

2010 yılında anlamadığım bir şekilde birden 17-18 kilo aldım, hep dökülen saçlarım artık daha fazla dökülüyor, tırnaklarım kırılmaktan uzayamıyor, cildim kuruluktan pütür pütür oluyor ve kendimi garip bir şekilde yorgun hissediyordum.

Belirtiler bunlarla da sınırlı kalmıyordu…

Uyku düzenim tamamen bozulmuştu. Kafamı yastığa koyduğumda bebek gibi uykuya dalan ben bir anda gece kuşuna dönmüştüm ve ne kadar denesem de uyuyamıyordum. Günlerce insomnia çekiyor, ardından vücudum çok yorgun düştüğü için bu sefer de günlerce yataktan çıkamıyordum. Herkesin sıcaktan piştiği ortamlarda ben üşüyordum. Baş ağrıları, şişkinlik, gaz, egzama hayatımın bir parçası olmuştu.

Karakterime gelince, bir çekenler bilir bir de ailem. Sanki ben gitmiş, yerime bana çok benzeyen, ruhumu ele geçirmiş bir cadı gelmişti. Tahammülsüz, etrafımdaki herkese bir anda parlayan ve sinir krizleri geçiren, hırçın bir insana dönüşmüştüm.

Doktora mı? Tabii ki gittim. Hem de birkaç farklı ülkede. Nereden geldiği belli olmayan ve bir anda üzerime oturan bu kilolardan ne yapsam kurtulamadığım için doktorlar diyabete kadar her şeye baktılar ama o dönem bir şey bulamadılar. Tanı “Sporu bıraktığındandır.” oldu. Hakikaten de yoğun ve stresli iş hayatımdan vakit ayıramadığım için sporu bırakmıştım. Bana da mantıklı geldi ve hayatıma devam ettim.

Enerjisiz, yorgun, sinirli, bezgin ve mutsuz

Saymadığım kalori, denemediğim diyet kalmadı ama ne çare. Sanki üzerime yapışmışlardı ve ne yapsam kurtulamıyordum. Beni tanıyan ve yemek yemeyi ne kadar sevdiğimi bilenler “Nil’ciğim yemene biraz dikkat et artık ne olmuş sana” diyorlardı. O zamanlar erkek arkadaşım -şimdi eşim- hariç kimseyi, aslında açlık sınırında gezdiğime ve gerçekten ne kadar az yesem de bir türlü kilo veremediğime inandıramıyordum. Cilt derim incelmiş, göz altlarım morarmış, mimik çizgileri yerini kırışıklıklara bırakmıştı. Sanki o iki senede hızlı çekim yaşlanmış gözüküyor ve hissediyordum.

Belçika’da yaşadığım o dönem; bu iki senelik süreci enerjisiz, yorgun, sinirli, hayattan bezgin ve mutsuz geçirdim.

2012 yılında bir gün tesadüfen bir ultrason sırasında tiroitte nodüller görülünce sonunda tanı kondu. Hashimoto, diğer bir deyişle haşimoto olmuştum. Haşimoto olduğumu öğrendiğimde hem üzülmüş hem de az da olsa rahatlamıştım doğrusu. (Merak edenler için haşimoto hastalığını ne olduğunu aşağıda detaylıca anlatacağım.) Ömür boyu ilaca mahkum olma fikriyle barışamasam da ilacımı aldığım sürece eski hayatıma dönebileceğimi duyduğum için mutluydum. Ama benim hikayem öyle de olmadı maalesef.

Bir de “yan etki” etkisi

haşimoto nedir, belirtileri nelerdir

Hipokalsemi nedeniyle hastalığım başka bir boyut kazanmıştı.

Kullandığım ilaçların yan etkisi bende mineral eksikliği yaratmış (Hipokalsemi) ve bu yüzden iki kere tetani geçirmeme sebep olmuşlardı. Tetani nedir diyenler için başına gelen bir kişinin benzer tecrübeyi anlatışı şöyle;

“Geçirdiğimde hayatımda ilk defa demek bu kadarmış, elveda dünya dediğim patolojik durum. Önce sağ tarafım tamamıyla uyuştu, sonra sol kolum büzülüp kaldı, çenem çarpıldı. Zihniniz açık fakat kısmi felç geçiriyorsunuz. Ne olduğunu anlamıyor olmanız en korkuncu. Kalp krizi ya da beyin kanaması sandım ilk önce. Yetiştirildiğim sağlık kurumundaki ekibin doğru teşhisi ve anında müdahelesiyle 2-3 saatlik bir sürede toparlandım. Allah düşmanımın başına vermesin dediğim durumlardan.”

Ben ilk atağımı geçirdiğimde Kanarya Adaları’nda Atlantik Okyanusu’nun ortasında bir yelkenlide olduğumdan hastaneye bile gidememiştim.

İşte hepimizin bünyesinin ne kadar farklı olduğunu bu yüzden çok iyi biliyorum. Çünkü acı bir şekilde tecrübe ederek öğrendim. İlaçların benim üzerimdeki etkisi haşimoto hastası olan ve ilaç kullanan çoğu kişiden çok daha farklı olmuştu. Benim için artık ilaç kullanmak da söz konusu değildi ancak doktorlar bu hastalığın çaresinin olmadığını ve ömür boyu ilaç kullanmaya mecbur olduğumu söylüyorlardı. Yorgunluk ve uykusuzluk o kadar artmıştı ki işe gitmek dahil, normal hayatıma devam etmekte güçlük çekiyordum. Çalıştığım şirketlerin sahibi olduğumdan öyle hemen istifa da edemiyordum. Şirketleri devir etmem ya da satmam gerekiyordu. O da bir gecede olabilecek bir şey değildi. Kendimi çaresiz hissettiğim o dönemde arayışım başladı.

Tekrar hayata tutunma ve iyileşme başlangıcı

haşimato belirtileri nelerdir

Muhasebecim Monsieur Buy, Brüksel’de sadece beslenme ile farklı bir pişirme tekniği kullanan birinin bana tedavimde faydalı olabileceğinden bahsetti. Kulağıma pek inandırıcı gelmese de geleneksel tıpta çare bulamamıştım, dolayısıyla kaybedecek bir şeyim yoktu. Ben de denemeye karar verdim. 3. günün sonunda baş ağrılarım, şişkinliğim ve gazımda ufak da olsa azalma olduğuna inanamamıştım. O günden sonra hayatımı tamamen değiştiren bu ufak tefek kadının önce birçok kere müşterisi, şirketlerimi devir ettikten sonra ise yanında öğrencisi oldum.

Ne yediğimiz kadar nasıl yediğimizin de çok önemli olduğunu anlayınca onun kullandığı mutfak aletlerinden hemen kendime de aldım. Hangi pişirme teknikleri ile yemek yapmak gerektğini, besinleri bünyemiz için nasıl toksik olmayacak şekilde hazırlanması gerektiğini onunla birebir çalışarak öğrendim. Sağlığa giden yolun mevsimsel, organik ve besin değerlerini kaybetmeden beslenmekten geçtiğini öğrendim.

Öğrendiklerimi kendi üzerimde uyguladıkça zaman içinde 14 haptan tek hapa kadar düşebildim. O gitmeyen kilolardan kurtuldum. Şişkinlik, gaz, baş ağrıları, uykusuzluk da gitmişti. Artık tırnaklarım kırılmıyor, saçlarım tomar tomar dökülmüyordu. Enerjimin büyük bir kısmı yerine gelmişti. Beslenme şeklim ile yeni hayat tarzım bana eski hayatımı geri veriyor gibiydi adeta. Ayrıca haşimotodan bağımsız gençlik yıllarımdan beri mevcut olan polikistik over sendromum da kendiliğinden iyileşmişti.

Hipokrat gerçekten haklı mıydı?

haşimato hastalığı

Yedikleriniz ilacınız, ilacınız yedikleriniz olsun.

Birebir bu tecrübeleri yaşadıktan sonra sağlıklı yaşam hayatımın bir parçası oldu. Artı kendime ve hastalığıma iyi gelecek şekilde beslenmeyi biliyordum ama hala bunun nasıl olduğunu aklım almıyordu. Nasıl oluyordu da besinler ve birkaç hayat tarzı değişikliği yeri geliyor ilaçların önüne geçebiliyordu? Madem böyle bir gerçek vardı, doktorlar neden buna hiç değinmemişlerdi bile? Hipokrat’ın “Let food be thy medicine and medicine be thy food.” (Yedikleriniz ilacınız, ilacınız yedikleriniz olsun.) deyimi doğru muydu gerçekten? En azından benim için galiba öyleydi.

Hem aklımda dolaşan bu soruların cevaplarını almak adına hem de yalnızca kendim ya da sevdiklerim için değil, benimle benzer durumda olan ulaşabileceğim herkes için bir radikal karar daha alarak 10 senedir yaşadığım Belçika’yı bırakıp Londra’ya taşındım. Londra’da Natural Chef, yani doğadan gelen yiyecek ve içecekler ile farklı bünyelere göre yemek yapan şef ve sağlık koçu olmak üzere tekrar okullu oldum.

Şimdi yepyeni bir benle baş başayım

hasimoto-beslenme-tedavi

Çıktığım bu yolculuğa da hala Naturopati; Doğal Tıp ve Naturopatik Besin Uzmanlığı, yani bedene zarar vermemeyi esas alan felsefeler üzerine kurulu besin uzmanlığı eğitimime devam ediyorum. Daha öğrenecek çok şeyim ve alacak çok yolum var ama eğitimime devam ettikçe aklımdaki soruların cevaplarını yavaş yavaş buluyorum. Yediğimiz besinlerin ve yaşam tarzı seçimlerimizin sağlımızı iyi ya da kötü nasıl etkilediği ve bünyeye uygun doğru beslenmenin bedenin kendini iyileştirmesinde nasıl öncü olabildiklerini çok daha iyi anlıyorum artık.

Şimdiye kadar aldığım eğitimde öğrendiğim ve kendim de deneyimlediğim kadarıyla haşimoto gibi otoimmun bağışıklık sistemi hastalıklarında veya diğer kronik hastalıklarda sır bedenin iyileşebilmesi için gerekli ortamı yaratmakta saklı. İyileşmenin gerçekleşebilmesi için gereken optimum ortam sağlandığında ve sürdürüldüğünde vücudumuz iyileşme sürecine girebiliyor. En azından bende öyle oldu. Yaptığım yaşam tarzı değişiklikleri ve doğadan gelen katıksız, organik besinler ile kendi bünyeme uygun beslenmek, o ortamın sağlanmasında en büyük rolü oynadı. Bunu kendim için nasıl yaptığımın detaylarını bir sonraki yazımda paylaşacağım.

Bunlar da Hoşunuza Gidebilir